Affiner votre recherche
Résultats 61-70 de 281
Türkiye’de Üretilen Organik ve Konvansiyonel Sütlerin Bazı Fizikokimyasal Özellikleri ile Yağ Asitleri Kompozisyonu ve Antioksidan Kapasitesinin Belirlenmesi
2018
Bayram Ürkek | Mustafa Şengül
Bu çalışmada Türkiye’de üretilen konvansiyonel ve organik çiğ sütlerin bazı fizikokimyasal özellikleri, yağ asitleri kompozisyonu ve antioksidan kapasitesi üzerine çiftlik üretim tipinin (konvansiyonel ve organik) ve süt toplama zamanın etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada organik ve konvansiyonel çiftliklerden bir yıl boyunca iki ayda bir 9’ar adet çiğ süt örnekleri toplanmıştır. Organik ve konvansiyonel olarak üretilen sütlerin yağ asidi kompozisyonu, antioksidan kapasitesi, toplam fenolik madde ve bazı fizikokimyasal özellikleri (kurumadde, yağ, protein, kül, titrasyon asitliği (% laktik asit), pH, özgül ağırlık) incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre konvansiyonel ve organik süt örneklerinin ortalama kurumadde, yağ, protein, kül, özgül ağırlık, asitlik ve pH değerleri sırayısla %12,06-11,97, %3,67-3,50, %3,33-3,34, %0,67-0,66, 1,0381-1,0381 g mL-1, %0,18-0,16 6,67-6,73 olarak belirlenmiştir. Konjuge linoleik asit oranlarının organik sütlerde %1,39 ile %2,87 arasında, konvansiyonel sütlerde %1,67 ile %2,96 arasında değiştiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, süt bileşenlerini (kurumadde, yağ, protein ve kül), yağ asidi kompozisyonunu, EC50 ve toplam fenolik madde değerlerinin çiftlik üretim tipinden etkilenmediği ortaya konulmuştur. Diğer taraftan süt yağı, protein, yağ asidi oranları (oleik asit hariç), EC50, inhibisyon ve toplam fenolik madde değerlerinin toplama zamanına bağlı olarak önemli değişimler gösterdiği belirlenmiştir.
Afficher plus [+] Moins [-]Analysis of Polymorphisms on GH-MspI and IGF1-SnaBI Loci in Five Turkish Native Cattle Breeds
2018
Yasemin Öner | Onur Yılmaz | Candan Eriş | Nezih Ata | Cihan Ünal | Seyrani Koncagül
Growth Hormone (GH) and Insulin like Growth Factor-I (IGF1) are members of somototrophine axis pathway. They play a role in key on several mechanisms such as postnatal growth, cell differentiation and metabolism. Due to their vital importance, polymorphisms on the genes coding are worth to be understood. In this study five native cattle breeds (Native Southern Yellow (NSY), South Anatolian Red (SAR), Anatolian Grey (AG), Native Black (NB), East Anatolian Red (EAR) were investigated by PCR-RFLP method for GH-MspI and IGF1-SnaBI loci. 198 and 194 samples were analyzed for GH-MspI and IGF1-SnaBI loci, respectively. In both two loci two alleles and three genotypes were observed. Predominant alleles were A and B for GH-MspI locus IGF1-SnaBI loci, respectively. Frequencies of A and B alleles were calculated between 0.400-0.875 and 0.846-0.903 for GH-MspI locus IGF1-SnaBI loci, respectively. While among investigated population only EAR population was at Hardy-Weinberg equilibrium for IGF1-SnaBI locus, for GH-MspI only, in SAR population no deviation from Hardy-Weinberg equilibrium.
Afficher plus [+] Moins [-]Recent Trends in Extraction Techniques for High Value Compounds from Algae as Food Additives
2018
Saniye Akyil | Işıl İlter | Mehmet Koç | Figen Ertekin
Algae have been considered as a source of high value bioactive compounds including pigments, lipids, fatty acids, polysaccharides, antioxidants and minerals. These compounds serve as a source of nutrition for both humans and animals and as additives in food production. Conventional solvent and/or green extraction techniques are mostly applied to extract these compounds from algae biomass. In this review, paper the most frequently used green extraction techniques such as supercritical fluid extraction, microwave assisted extraction, ultrasound-assisted extraction, pressurized liquid extraction, subcritical water extraction and pulsed electric field extraction were investigated in terms of their process conditions, applications, advantages and disadvantages.
Afficher plus [+] Moins [-]Effect of Cassava Whey on the Physicochemical Parameters and Heavy Metals Distribution in Soil
2018
Segun Michael Abegunde | Simeon Ajibade Akinyele | Isaac Olatunde Awonyemi
The processes involved in the conversion of cassava tuber into various products generate large volumes of wastes in solid, liquid and gaseous forms. These wastes when discharged into the environment have serious environmental impacts on the natural composition and structure of soil. The aim of this research work was to investigate the effects of cassava whey on the physicochemical properties and metal contents of soil samples around Gari facrory at Erinfun Village along Federal Polytechnic road, Ado-Ekiti. The physicochemical parameters determined were the pH, moisture content, loss on ignition, organic matter, water holding capacity, bulk density, particle density, total porosity, calcium (Ca), magnesium (Mg) and cyanide (CN). Heavy metals determined were lead (Pb), zinc (Zn), copper (Cu), manganese (Mn), cadmium (Cd), chromium (Cr) and iron (Fe). The presence of cassava whey in the soil led to increasing soil acidity, moisture content, water holding capacity, CN, Cr, Ni, Pb and As concentrations while reductions were observed in total porosity, organic matter, loss on ignition, particle density, Ca, Mg, Fe, Mn and Zn concentrations. The results show appreciable variations of physicochemical parameters and heavy metal contents when compared to the control sample.
Afficher plus [+] Moins [-]The Effect of Dietary Carob (Ceratonia siliqua) Syrup on Growth Performance, Haematological, Serum Biochemical and Immunological Parameters in Tilapia (Oreochromis mossambicus)
2018
Sevdan Yılmaz | Sebahattin Ergün | Ekrem Şanver Çelik
The present study investigated the effects of dietary carob (Ceratonia siliqua) syrup supplementation on growth performance, haematological, serum biochemical and immunological parameters of tilapia, Oreochromis mossambicus. Five isonitrogenous and isoenergetic diets were formulated to contain carob syrup at levels of 0%, 5%, 2.5%, 1.25%, and 0.625%. Fish were fed experimental diets for 60 days. There were no particular differences in weight gain, feed conversion ratio, specific growth rate, red blood cell count, haematocrit ratio (%), serum total protein, albumin, and globulin levels of fish fed experimental diets. However, dietary carob syrup especially with 1.25% incorporation significantly decreased serum glucose, triglyceride, cholesterol levels. The dietary carob syrup especially at 1.25% significantly increased the phagocytic activity, phagocytic index, respiratory burst and potential killing activity. In conclusion, findings of the present study indicate that feeding tilapia with a diet containing 1.25% carob syrup over a period of 60 days might be adequate to improve immune parameters and serum biochemical variables without any adverse effect on growth performance and haematological parameters of fish.
Afficher plus [+] Moins [-]Oğlaklarda Organik Bakır ve Çinko İz Minerallerinin Canlı Ağırlık ile Bu Minerallerin Birikim ve Atılma Düzeyleri Üzerine Etkisi
2018
Vadullah Eren
Bu çalışma, oğlakların rasyonuna eklenen inorganik bakır ve çinko ile inorganik formlarına göre %50 oranında daha düşük düzeylerde eklenen organik bakır (Cu) ve çinko (Zn) minerallerinin canlı ağırlık artışı, serum ve kıl ortalama değerleri ile dışkıda atılan miktar üzerine etkisini değerlendirmek için gerçekleştirilmiştir. Oğlaklara verilen rasyonun içerdiği bakır ve çinko minerallerine göre organik (deneme, n=12) ve inorganik (kontrol, n=12) olarak iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna bakır-sülfat 7 mg/kg KM, çinko-sülfat 20 mg/kg KM, deneme grubuna ise bakır-şelat (2-hydroxy–4-methylthiobutyrate) 3,5 mg/kg KM ve çinko-şelat (2-hydroxy–4-methylthiobutyrate) 10 mg/kg KM verilmiştir. Çalışma sonunda her iki grubun serum bakır ve çinko ile kıl bakır ve çinko ortalama değerlerinin deneme başına göre daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. İki gruba ait canlı ağırlık, serum bakır ve çinko ile kıl bakır ve çinko ortalama değerleri arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olmadığı belirlenmiştir. Serum bakır ve çinko ile kıl bakır ortalama değerlerinin organik grubunda, kıl çinko ortalama değerinin ise inorganik grubunda rakamsal olarak daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmada dışkı çinko ve bakır ortalama değerlerinin organik grubunda inorganik gruba göre önemli oranda daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak oğlakların rasyonuna organik bakır ve çinko inorganik formlarına göre %50 oranında daha düşük düzeylerde eklenmesine rağmen canlı ağırlık artışı, serum ve kıl ortalama değerleri bakımından inorganik bakır ve çinko ile benzer değerler elde edilmiştir. Bu değerler organik minerallerin daha iyi emildiklerini göstermektedir. Ayrıca organik mineral grubunda dışkı bakır ile dışkı çinko ortalama değerlerinin daha düşük düzeyde belirlenmesi, çevreye daha az miktarda saçıldıkları ve dolayısıyla çevreyi daha az kirlettikleri kanaati oluşturmuştur.
Afficher plus [+] Moins [-]Tarımsal Değer Zincirinde Değer Yaratan Faaliyetlerin Belirlenmesi
2018
Uğur Başer | Mehmet Bozoğlu
Değer zinciri, bir malın üretimiyle başlar, nihai ürünün tüketimiyle sona erer. Çalışmanın amacı, tarımsal değer zincirini açıklayarak, tarımsal değer zincirinde değer yaratan faaliyetleri ortaya koymaktır. Araştırmada literatür taraması yaklaşımından yararlanılmıştır. Tarımsal değer zincirinin yedi aşaması söz konusu olup, bunlar sırasıyla girdi tedariki, üretim, üretici örgütleri, tüccarlar, işleyiciler, toptancılar ve perakendeciler şeklindedir. Değer zincirinde ürün kalitesinin yükseltilmesi, üründe farklılaşma sağlanması ya da sistemin etkinliğinin artırılması yoluyla rakiplere karşı avantaj sağlanması hedeflenmektedir. Tarımsal ürünlerin üretim maliyetlerine, kullanılan girdi miktarından teknoloji transferine kadar birçok unsur etki etmekte iken, organik tarım ve iyi tarım uygulamaları gibi yaklaşımlarla üründe farklılaşma sağlanarak değer yaratılabilmektedir. Tarım sektöründe büyük işletmeler değer zincirini bir bütün olarak ele alabilmelerine rağmen, süreçten erken çıkmak zorunda kalan küçük ve orta ölçekli işletmelerin süreçte kalabildikleri sürece değer yaratan faaliyetlere odaklanmaları gerekmektedir. Değer zinciri analizi yaklaşımıyla tarım sektöründeki bazı temel sorunların çözümüne katkı sağlanması mümkün olabilecektir.
Afficher plus [+] Moins [-]Prevalence and Characterization of Listeria Species from Raw Milk and Dairy Products from Çanakkale Province
2018
Pınar Şanlıbaba | Başar Uymaz Tezel
The objective of this study was to determine the prevalence of Listeria species, specifically Listeria monocytogenes, in raw milk, pasteurized milk, white cheese, and homemade cheese. A total of 200 food samples were collected and analyzed to examine the presence of Listeria spp. The EN ISO 11290-1 method was used for isolation of Listeria. API Listeria test kit was used for biochemically characterization. Listeria spp. were isolated in 25 of the 200 samples (12.5%). The largest number of Listeria spp. was detected in homemade cheese (24%), followed by raw milk (18%), and white cheese (8%). Listeria spp. were not isolated from the pasteurized milk. The most common species isolated were Listeria innocua (5.5%); the remaining Listeria isolates were Listeria ivanovi (3.5%), Listeria welshimeri (3%), and Listeria monocytogenes (0.5%). Listeria monocytogenes was detected in only raw milk.
Afficher plus [+] Moins [-]Ege Bölgesi Zeytinyağlarının Fenolik Bileşenleri
2018
Hasan Hüseyin Kara | Mustafa Kıralan | Eda Çalıkoğlu | Ali Bayrak
Bu çalışmada, Türkiye’de başlıca zeytin yetiştiriciliği yapan Ege bölgesinin bazı illerinden (Muğla, Aydın, İzmir ve Manisa) 2 hasat dönemi (2007-2008 ve 2008-2009) süresince yerli zeytin çeşitlerinin (Gemlik, Memecik, Ayvalık, Uslu ve Domat) yağı incelenmiştir. Bu yağların toplam fenolik madde ve fenolik bileşimi belirlenmiştir. Yağların toplam fenolik madde içeriği, 2007-2008 hasat dönemi örneklerinde 23,69-153,64 mg kafeik asit/kg, 2008-2009 hasat dönemi örneklerinde 16,18-136,22 mg kafeik asit/kg aralığında belirlenmiştir. Tüm zeytinyağı örneklerinde tespit edilen fenolik maddeler; tirozol, oleuropein, 4-hidroksifenil asetik asit, luteolin, vanilik asit, hidroksitirozol, rutin, sinnamik asit, verbaskozit, hidroksi fenilkarboksilik asit, sirinjik asit, 3,4-dihidroksibenzoik asit, kafeik asit, ferulik asit, p-kumarik asit, taksifolin ve apigenindir. Tirozol ve oleuropeinin, 2007-2008 hasat döneminde 1,80-13,39 mg/kg, 1,26-19,50 mg/kg ve 2008-2009 hasat döneminde ise 1,76-11,66 mg/kg, 0,20-13,12 mg/kg aralığında en fazla miktarda değişen bileşenler olduğu saptanmıştır.
Afficher plus [+] Moins [-]Thermal Inactivation of Salmonella Enteritidis Inoculated to Cake and Chicken
2018
Ceyda Dadalı | Duygu Kışla
In this study, thermal inactivation of Salmonella Enteritidis inoculated to the cake dough and a whole raw chicken was investigated. The cake dough was inoculated with 6.15 log-cfu/g S. Enteritidis then, thermal treatment was applied at 160°C top-bottom fan cooking mode. The initial count of S. Enteritidis showed reductions 1.49 log-cfu/g, 2.06 log-cfu/g and 4.29 log-cfu/g in the samples from the cold point location from the geometric center of the cake at 5, 7 and 10 minutes of thermal treatment, respectively. Although S. Enteritidis is not detected at the end of 15 minutes of heat treatment, the center of the cake temperature has reached 85.69°C and the cake sample is uncooked and its sensory properties are not acceptable. The cake that is safe and favorable with the sensory properties to the consumers was obtained by heat treatment for 30 minutes. After the cold point of a whole raw chicken was inoculated with 7.29 log-cfu/g S. Enteritidis, thermal treatment was applied at 220°C top-bottom fan cooking mode. The temperature at the cold point of 35 and 45 minutes heat-treated chickens reached 59.33 and 74.08°C, respectively, and 1.93 log-cfu/g and 5.33 log-cfu /g S. Enteritidis reduction caused in the samples respectively. S. Enteritidis cells were not detected in the whole chicken heat treated at 220°C for 60 minutes. The cakes, heat treated at 160°C top-bottom fan cooking mode for 30 minutes, were stored at two different storage temperatures as 4°C and 25°C for 72 hours. The whole chicken, heat treated at 220°C top-bottom fan cooking mode for 60 minutes, was stored at 4°C for 72 hours. S. Enteritidis cells were not detected in the cake and the whole chicken samples after the storage period.
Afficher plus [+] Moins [-]