Affiner votre recherche
Résultats 71-80 de 281
Low Cost Provides of the Energy Needs of Plateau Houses by Using Photovoltaic Systems
2018
Hilmi Zenk
Renewable energy interest is increasing day by day due to the progressive decline of fossil fuels and negative effects on the environment. As is known, generating energy using solar energy is the most popular of renewable energy source applications. One of the reasons for this is that the sun, which is the source of all the energy in the world, will give energy for a very long time. Another important reason is the rapid developments in semiconductor electronics technology. Direct solar water heating with solar collector, power generation without photovoltaic panels, and even power generation with concentrated parabolic systems. In this research, electricity is generated by solar panels used in a traditional plateau house, photovoltaic solar batteries from solar energy and electricity stored in battery benches and electricity stored in the battery is converted to mains electricity through an inverter if necessary. Saving electric elements at home are selected, and the minimum power required for basic needs is provided. In addition, the economics of the designed system was investigated and efficiency analysis was carried out considering the energy efficiency at the optimum level.
Afficher plus [+] Moins [-]Determination of Resistance Cumhuriyet-75 and Selimiye-95 Wheat (Triticum Aestivum L.) Varieties Against to Some Abiotic Stress Factories
2018
Nezahat Turfan | Ekrem Mutlu
In this study, resistance mechanism of two wheat genotypes against salt, heavy metal, lime and drought (50%) treatments were investigated in summer Cumhuriyet-75 and winter Selimiye-95. According to results chlorophyll a, b, total chlorophyll and carotenoid level increased in FeCl3, drought and 225 mM NaCl in Cumhuriyet-75 but they were higher at NaCl, FeCl3 and ZnCl2 treatments in Selimiye-95 comparison to control. While H2O2 content rose all stres treatments in both varieties but Malondialdehyde (MDA) decreased in Selimiye with all applications. The amount of proline is lower in Cumhuiyet-75 but higher in Selimiye-95. Total soluble protein was found higher at salt concentartion and drought in both varieties. Ascorbate peroxidase (APX), Süperoxide dismutase (SOD) activity increased in salt and FeCl3 in Selimiye-95 but SOD ativity were higher at salt treatments in Cumhuriyet-75. And also in both varieties APX and Guaiacol peroxidase (GuPX) increased at FeCl3 but Catalase (CAT) were higher in only FeCl3 in Cumhuriyet-75. As a result Selimiye-95 showed tolerance to salt and FeCl3 with high photosynthetic pigment, proline and soluble protein content with lower MDA but it is sensitive to NiCl2 and drought. Whereas Cumhuriyet-75 cultivar is resistan to drought, FeCl3 and 225 mM NaCl depended on pigment, protein content and APX, CAT, GuPX and SOD activities. When all the data are taken into consideration, it was concluded that the responses of the varieties to the treatments changed according to the type and concentration of stress, and Selimiye-95 variety was tolerant compared to Cumhuriyet-75 variety.
Afficher plus [+] Moins [-]Nil Tilapyası, Oreochromis niloticus (Linnaeus, 1758) Karaciğer Dokusunda Kurşunun Neden Olduğu Oksidatif Strese Karşı Humik Maddelerin Koruyucu Etkisi
2018
Ferbal Özkan Yılmaz | Zülfiye Su | Arzu Özlüer-Hunt | Metin Yıldırım | Serap Yalın
Bu araştırmada, subletal kurşun (Pb) derişiminin Nil tilapyası (Oreochromis niloticus)’nda antioksidan enzim sistemi üzerine etkilerine karşı, yeme katılan humik maddenin koruyucu etkisi incelenmiştir. Bu amaçla 1,5 mg/L kurşun nitrat Pb(NO3)2 ortam derişimi etkisindeki balıklar, %0,2 oranında humik madde katkısı bulunan yem ile beslenmişlerdir. Kontrol grubu, humik madde (HM), Pb, ve Pb+HM grublarını içeren bu çalışmada 4. ve 10. günlerde karaciğer doku örnekleri alınmıştır. Karaciğer dokusu katalaz (CAT) ve süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktiviteleri ve lipid peroksidasyon ürünü olan malondealdehit (MDA) seviyesi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, subletal kurşun derişimi uygulanan grupta 4. ve 10. günlerde önemli oranda arttığı belirlenmiştir. Pb grubu ile HM+Pb grubu karşılaştırıldığında, CAT ve SOD aktivitesinde önemli bir değişime neden olmadığı, ancak humik madde uygulamasının karaciğer dokusu lipid peroksidasyonu üzerine Pb toksisitesinin etkisini azalttığı belirlenmiştir. Deneme sonuçlarına göre, yeme ilave edilen %0,2 humik madde, 1,5 mg/L Pb ortam derişiminin, O. niloticus karaciğer dokusu lipid peroksidasyon üzerindeki toksisitesini belirli düzeyde azalttığı belirlenmiştir.
Afficher plus [+] Moins [-]Malacosoma neustria Larvalarına Farklı Sekonder Maddelerin Sinerjistik Etkisi
2018
Oğuzhan Yanar
Bu çalışmada polifag bir tür olan Malacosoma neustria’nın son larva döneminde toplam diyet tüketim miktarı, pupa ağırlıkları, pupaların lipit ve protein miktarları ve gelişme sürelerine sekonder maddelerin sinerjistik etkisi araştırılmıştır. Kontrol diyetine farklı konsantrasyonlarda (%1, 3, 5) tanik asit, galik asit ve p-Kumarik asit katılarak 9 diyet hazırlanmıştır. Kontrol diyetine %3 konsantrasyonda tanik asit, galik asit ve p-Kumarik asit katılarak ikili kombinasyonlu 3 diyet hazırlanmıştır. Üçlü kombinasyonda bir diyet yapılarak toplamda 14 diyet ile tercihsiz beslenme deneyi yapılmıştır. Lipit miktarının belirlenmesinde kloroform kullanılmıştır. Protein analizi semi-mikro Kjeldahl metodu ile Kjeltec Auto 1030 analizörü (Tecator, Sweden) ile yapılmıştır. İstatistik analizlerde ANOVA-Dunnet testi kullanılmıştır. Kontrol grubuna göre hem tanik asit hem de p-Kumarik asit içeren diyetlere ilave edilen madde konsantrasyonu arttıkça, M. neustria larvalarının toplam diyet tüketim miktarlarında, pupa protein ve lipit miktarlarında azalma olduğu bulunmuştur. Gallik asit ilave edilen diyetlerde gallik asit konsantrasyonu arttıkça toplam tüketim miktarının arttığı belirlenmiştir. Diyete ilave edilen tanik asit konsantrasyonu arttıkça gelişim süresinin uzadığı bulunmuştur. Bu çalışmada kullanılan sekonder maddelerin ilgili konsantrasyonlarına ve kombinasyonlarına larvaların dirençli olduğu ve pupa dönemine ulaşabildikleri gözlemlenmiştir.
Afficher plus [+] Moins [-]Kurak Koşullarda Farklı Azot ve Fosfor Dozlarının Aspirde (Carthamus tinctorious L.) Verim ve Verim Öğelerine Etkisi
2018
İsmail Demir | Kenan Karaca
Araştırma, farklı azot ve fosfor dozlarının aspirde verim ve verim öğelerine etkisinin belirlenmesi amacıyla Kırşehir ekolojik koşullarında 2016 yılında gerçekleştirilmiştir. Denemede ana parsellere azot (0, 4, 8, 12 kg N/da) dozları, alt parsellere fosfor (0, 4, 8, 12 kg P2O5/da) dozları uygulanmış ve tesadüf blokları bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışma sonucuna göre azot ve fosfor dozlarındaki değişimin rozette kalma süresine, çiçeklenme süresine, olgunlaşma gün sayısına, bitki boyuna, yan dal sayısına, tabla sayısına, bin dane ağırlığına ve tohum verimine olumlu etki yaptığı belirlenmiştir. Araştırma sonucunda azot ve fosfor dozlarına göre bitki boyunun 48,5 -54,5 cm, yan dal sayısının 2,6-3,6 adet/bitki, tabla sayısının 3,6-4,7 adet/bitki, tabla çapının 19,73-22,28 mm, 1000 tane ağırlığının 34,79-37,43 g, iç-kabuk oranının %57,06-59,37 oranında, tohum veriminin 82,17-182,23 kg/da, ham protein oranı %17,27-19,06 arasında, yağ oranlarının %35,35-38,59 ve yağ veriminin 38,04-60,33 kg/da arasında değiştiği belirlenmiştir. En yüksek verim 12 kg N/da+12 kg P2O5/da gübre dozundan 182,23 kg/da olarak elde edilmiştir.
Afficher plus [+] Moins [-]Evaluating an Interspecific Helianthus annuus × Helianthus nuttallii Line for Use in Sunflower Breeding Program
2018
Roumiana Dimova Vassilevska-Ivanova | Ira Stancheva | Maria Geneva | Zoya Tcekova
Interspecific cross was made between the common sunflower inbred line HA89 and an accession of wild Helianthus nuttallii (2n=2x=34) resistant to the most harmful disease complex and tolerant to drought and high temperature. The recombinant inbred line was a BC1F15 progeny. The most remarkable feature observed was the vigorous plant habit that manifests itself in measurable morphological characters such as increment plant height, stem diameter and diameter of the head. The line was non-branched (monocephalic) without anthocyanin pigmentation and possessed good agronomic characteristics. Along with the morphological and reproductive traits, some biochemical characteristics related to antioxidant activity were associated to wide hybridization. The overall characteristics of HA-Hnutt line make it a useful plant material for research on interspecific hybridization in Helianthus genus.
Afficher plus [+] Moins [-]Analysis of Economic Efficiency in Some Irish Farms Using the DEA Approach
2018
Nicola Galluzzo
Irish farms are predominately and highly specialized in crops as cereals, protein crops and in dairy productions. The aim of this research was to estimate the economic efficiency in Irish farms part of the Farm Accountancy Data Network (FADN) dataset stratified in function of their own typology of productive specialization since 2004 to 2015 by a quantitative approach such as the Data Envelopment Analysis (DEA). Positive has been the role of inputs as financial subsidies allocated by the Common Agricultural Policy, the first and second pillar, in increasing the economic efficiency of Irish farms. Field crops farms have not had the best results in terms of the economic efficiency even if over the time, in particular during the economic crises 2008-2009, findings have not been stable with significant fluctuations and a sharply decrease of efficiency as a consequence of economic turbulences. Focusing the attention on the research outcomes in all years of investigation comparing also the different typology of farming, mixed farms and farms with animals, such as specialist cattle, sheep, goats and other grazing livestock, have had the highest levels of economic efficiency equal to 100%; by contrast Irish dairy farms have had the modest levels of economic efficiency close to 77%.
Afficher plus [+] Moins [-]Relationships Between Dye Reduction Test Scores and Somatic Cell Count in Bovine Raw Milk
2018
Baris Kadir Yalcin | Savas Atasever
The aim of this study was to reveal the relationships between dye reduction test scores and somatic cell count (SCC) in bovine raw milk. The SCC, methyelene blue reduction scores (MTS) and resazurin reduction test scores (RTS) were determined at biweekly intervals in four test days (TD) between March and April 2017 in a total of 89 raw milk samples sold in Samsun province as unpacked. While SCC values were recorded by an automatic counter, all SCC values were transformed to log10 base before statistical analysis. In MTS method, the time for the change of the color of milk from blue to white was noted and milk quality was assessed using a 1 to 4 point scale (1=>5h-good/excellent; 2=2-5h-medium; 3=0.5-2h-bad and 4=
Afficher plus [+] Moins [-]Determination of Behavioural Characteristics of Different Honey bee (Apis mellifera L.) Genotypes in Eastern Anatolian Conditions
2018
Mahir Murat Cengiz | Yaşar Erdoğan
In this study, it was investigated the stinging, robing and swarming tendencies of Buckfast, Carniolan, Caucasian and Erzurum honeybee genotypes in Eastern Anatolian conditions. In the 2015 production period, a total of 40 colonies,10 from each of Buckfast, Carniolan, Caucasian and Erzurum genotypes were used in the study. Caucasian genotype was the most gentle with 6.22±0.65 pcs/colony average number of stings, while Erzurum genotype was the most aggressive with 12.12±1.08 pcs/colony average number of stings. As a result of analysis of variance applied to average numbers of stings genotypes, the difference between the genotypes was found to be very significant in terms of tendency to stinging. In terms of tendency to robing, the Buckfast genotype ranked first with 1.57±0.17 pcs, while the Carniolan genotype had the lowest trend of robing with a value of 0.62±0.16 pcs. In terms of swarming tendency, the difference between the genotypes was statistically significant.
Afficher plus [+] Moins [-]Bayburt Koşullarında Organik Olarak Yetiştirilen Bazı Yerel Fasulye (Phaseolus vulgaris L.) Genotiplerinin Bazı Morfolojik ve Agronomik Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma
2018
Ümit Girgel | Alihan Çokkızgın | Mustafa Çölkesen
Bu araştırma, organik şartlarda seçilmiş bazı yerel fasulye (Phaseolus vulgaris L.) genotiplerinin morfolojik ve agronomik özelliklerini belirlemek amacıyla, Bayburt Üniversitesi, Gıda Tarım ve Hayvancılık Uygulama ve Araştırma Merkezi deneme alanında 2016 yetiştirme döneminde yürütülmüştür. Araştırmada 13 yerel fasulye genotipi ile 3 tescilli çeşit (Önceler-98, Horoz ve Dermason) kullanılmıştır. Çalışma tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulmuştur. Araştırmada, bitki boyu 32,1-44,3 cm, ilk bakla yüksekliği 6,7-11,1 cm, gövde kalınlığı 5,6-8,4 cm, bakla boyu 85,9-120,7 mm, bakla eni 12,5-15,4 mm, bitkide bakla sayısı 10,0-24,1 adet/bitki, baklada tane sayısı 3,5-5,5 adet/bakla, 1000 tane ağırlığı 393,7-545,5 g, dekara tane verimi 128,3-194,3 kg/da arasında değişim göstermiştir. En yüksek tane verimi dermason fasulye çeşidinden elde edilmiş olurken, bunu takiben Önceler-98 çeşidi ve Aydıntepe genotipinin de tane verimi ve bölgeye adaptasyon özelliklerinin iyi olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, incelenen yerel genotiplerden bazılarının bazı morfolojik özellikler ve bitki verimi açısından değerlendirmeye uygun olduğu, ıslah çalışmalarında bir genitör olarak kullanılmalarının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Afficher plus [+] Moins [-]